Enes Kara’nın katili kim? – Umur Yedikardeş

Bugün Enes’e üzüleceğiz. “Kahrolsun…” diyerek o noktaları dolduracağız ve hemen sonra geleceği satın almak için “Gençler” diyeceğiz. Ta ki bir sonraki Enes’e kadar. Vicdani döngümüzü tamamladığımızda kutsal devletimiz, yüce toplumumuz ve aydınlık yarınlar için rahat uyumaya devam edeceğiz. Gençleri dinleyelim, gençlerin sorunlarını gençlerden öğrenelim ve onlarla çözelim… Ya da sürekli artacak olan kötü haberlere ve ülkeyi terk edecek milyonlarca genci izlemeye hazır olalım.

Kendi rızası dışında cemaat yurdunda kalmaya zorlanan ve cemaat yurdunda yaşadığı baskıların sonucunda yaşamına son veren Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi 20 yaşındaki Enes Kara yaşadıklarını anlattığı videoda,

“…tüm yaşama sevincimi alıyor, özgür hissetmiyorum kendimi, 24 saatten kendime ayırabildiğim 3 saat” diyordu ve o sırada tüm ülke uyumaya devam ediyordu.

Başlıktaki soruyu tekrarlıyorum. Enes yaşamına kendisi son vermedi. Peki Enes’in katili kim? Bir de kötü haberim var. Enes ne ilk ne de son olacak. O zaman biz Enes’in son cümlelerinin altını nasıl dolduracağız? Enes ve tüm gençlerle nasıl yüzleşeceğiz? Sanırım bu sorunun cevabı şu an için buralarda yok ve hiçbir zaman olmadığı gibi gelecekte de olmayacak. Siyasetin ve toplumun tahayyülünde “bizim gençliğimiz-sizin gençliğiniz”, “geleceğimiz” ve gençlerin somut sorunları karşısında hiçbir şey ifade etmeyen anlamsız harfli kuşaklar, “X, Y, Z” gençleri var.

Her biri bambaşka hikayelerin özneleri olsa da gençlerin yaşadıkları sorunlar ortak. Barınamıyorlar, beslenemiyorlar, mutlu olamıyorlar ve en önemlisi değer görmüyorlar. Gidebilenler gidiyor, kalanlarsa tüm bu sorunlarla baş başa… Üniversitelerinden, hocalarından, ailelerinden ve toplumdan yeterli destek görmüyorlar ve koskoca devlet mekanizmaları karşısında dayanışmalarla kendi başlarının çaresine bakmaya çalışıyorlar. Müthiş saygı duyulası çabalar dayanışmalar sayesinde bugün belki Enes’lerin sayısı yüzleri, binleri bulmuyor ama kesin çözüm için bu yetmiyor. Peki neden?

Çünkü barınamıyorlar. 8,5 milyon üniversite öğrencisinin olduğu bir ülkede devlet yurdu sayısı 773 [1]. Özel yurtlarla birlikte bu 4 bin 406’ya [2] çıksa da bu özel yurtlar da ya cemaatlerin tekelinde ya da asgari ücretle geçinmeye çalışan ailelerin asla ulaşamayacağı bir durumda. Devlet yurtlarında kalmak ise milli piyango misali. Kalsanız da şehrin bir ucunda. Üniversiteye gidiş-geliş bazen 4 saati buluyor. Kiralarsa almış başını gidiyor. İnşaat üzerine kurulan bir ekonomik düzende kiraların almış başını gitmiş olması ise ayrı bir trajedi. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 16,1 milyar liralık bütçesiyle 17 bakanlıktan 7’sini geride bıraktığı bir düzende cemaat yurtları ise birçok genç için tek alternatif. Yoksullaştırılan aileler “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” sözüne güveniyor ama oluk oluk akan paralar, -gençleri birey değil biçimlendirilecek malzeme gören anlayışla- dindar gençlik yetiştirmek amaçlı olarak cemaatlere gidiyor ve her yerde denetime tabi olmayan cemaat yurtları bitiyor. Bu yurtlar tam bir kapalı kutu. Duyduklarımız da yaşananların binde biri.  Her şehre (yurtsuz-burssuz) bir üniversitenin acı bilançosu. Devlet, cemaat ve sermayeyle kuşatılmış barınma hakkı karşısında gençler bas bas “Barınamıyoruz” diye haykırıyor ama biz kulaklarımızı inatla tıkıyoruz. Dahası var…

Bir aylık KYK kredisi 650 lira. Gençler bu 650 lirayla barınacak mı, beslenecek mi yoksa eğlenecek mi? Gençler yaşamsal temel ihtiyaçlarını karşılamak için hep bir yerden feragat etmek ya da emek ve bedensel sömürü ile hak ihlalleri altında güvencesiz ve geleceksiz çalışmak zorunda bırakılıyorlar. Gençlik üzerine yaptığımız araştırmalarda sorunların sadece bunlarla da kalmadığını da görüyoruz. Yurtlarda baskı mekanizması ile kampüslerde taciz ve tecavüz vakalarıyla karşılaşmak neredeyse olağan bir durum haline gelmiş. Kadın öğrenciler kampüslerde fiziksel ve psikolojik taciz ile tecavüz vakalarını açık açık anlatıyor ama seslerini duyuyor muyuz? Etkin önlemler alıyor muyuz? Yoksa hiyerarşileri, “saygın hocaları” ve kurumsal statüyü hemen öne çıkararak konuyu kapatıyor muyuz? Yeni ve etkin önlemler almayı geçiyoruz, göz göre göre Cinsel Tacizle Mücadele Birimleri kapatılarak, kampüs ışıklandırmaları yok edilerek ve öğrenciyi koruduğu iddia edilen ama sanki üniversiteyi gençlerden koruma görevini üstlenen güvenlik mekanizması öğrencilerin yaşam alanlarını güvensizleştirmeye devam ediyor.

Siyasal ve toplumsal alanda gençler abluka altında, siyaset alanı gençleri sadece oy deposu olarak görmeye devam ediyor. “Adem’in nesli” veya “otomobil ya da teknoloji vaatleri” ile gençlere sandık işaret ediliyor. Demokratik bir hak ve gençlerin seslerini duyurmalarının tek yolu olan barışçıl öğrenci eylemleri şeytanlaştırılıyor, gençler sadece haklarını istedikleri için yargılanıyor. Toplum da kendi üzerine düşen görevi “Çıkar telefonunu” diyerek layıkıyla yapıyor. Her fırsatta gençliği öne süren siyasetçilerin ve siyasetin sesi kulaklarımızda çınlıyor ama nedense hiç kimse 18-29 yaş arasında sadece 8 milletvekili olduğunu ve Meclis’in yaş ortalamasının 50’nin üstünde olduğunu konuşmuyor. Nicelikten niteliğe doğru uzandığımızdaysa gençlerin kurumsal siyasette “vitrinde süs” olmaktan öte görülmediği ve partili gençlerin bile gençlik politikalarında söz haklarının olmadığı bir sistem işliyor.

Yarından, belki bugünden itibaren herkes vaat yarışına girecek, analizler yapılacak, seçilmiş gençlerle konuşulacak ve yeniden “Gençler geleceğimiz” olacak. Oysa sorunun bambaşka bir yerde olduğu gün gibi açıkken; koltuklarını bırakmamaya ant içmişler tarafından doldurulmuş siyasetle, yaşlı ve erkek siyasetçilerle ve kendi çocuklarına “yaşam sevincini” bile çok gören toplumla kısacası kendimizle yüzleşmeyeceğiz ve gençleri dinleyip; onlara söz hakkı vermeyeceğiz ve geleceksizlikle baş başa bırakacağız.

Bugün Enes’e üzüleceğiz. “Kahrolsun…” diyerek o noktaları dolduracağız ve hemen sonra geleceği satın almak için “Gençler” diyeceğiz. Ta ki bir sonraki Enes’e kadar. Vicdani döngümüzü tamamladığımızda kutsal devletimiz, yüce toplumumuz ve aydınlık yarınlar için rahat uyumaya devam edeceğiz. Gençleri dinleyelim, gençlerin sorunlarını gençlerden öğrenelim ve onlarla çözelim… Ya da sürekli artacak olan kötü haberlere ve ülkeyi terk edecek milyonlarca genci izlemeye hazır olalım.

[1][2] https://www.dogrulukpayi.com/bulten/ogrenci-sayisi-artarken-kyk-yurtlarinin-kapasitesi-azaldi